20 Mart 2011 Pazar

Veeee… (18-23 Mayıs 2010)

Feryal aradı…
19 Mayıs’ ta Sharm’ a gidicez… Haluk da eğitimlerini tamamlamış olacak, Evşen’ in badiye ihtiyacı var… Gelir misin?
Sizceee?...
Wallaa… Kriz mriz… İşler güçler… Duruma göre bakarız… Geliyorum diye düşünün dedim tabii…
Bu arada benim göçebe hayatım aldı başını gitti… Yarı İzmir yarı İstanbul yaşamaya başlıyorum falan… Tam da bütün bunların ortasında işler de açıldı… İstanbul’ da bir sürü projeye davet alıyoruz, fiyat veriyoruz…
Gün geldi çattı… Pasaportları göndermek lazım vize için… E gönderiiim canım, en fazla bi Mısır vizem olur J
Bi İzmir… bi İstanbul…
Ev işi tamam bu arada… İşler de yolunda gidiyo… Patrona dedim ben 19–23 arası izin… Tamam dedi daha bitmeden cümlem… Zaten 18’ inde İstanbul’ da toplantı var… ehehheee… Ordan da ben kaçaaarr…
İşleri daha fazla anlatmıyiiim yoksa bitmez bu yazı… J
Neyse 18’ i sabaha kadar çalışıp 20’ sinde verilecek ihale dosyasını tamamladıktan sonra sabah kendimi Evşen’ e atıyorum… Kaybolma ve trafik riskine karşı biraz(!) erken çıkmışım; yataktan kaldırıyorum badiyi J))
Biraz evde yayıldıktan sonra çıkıyoruz; saat 12’ de havaalanında buluşucaz Feryal ve Haluk’ la…
Bu arada Exit Aydın organize etti gidişimizi… Hadi bakalım J))
2 tane de doktor varmış bizimle birlikte, birisinin Bengisu olduğunu maillerden biliyoruz… Nasıl birileri acaba diye hiç kafa yormuyoruz… dalıyolarmış işte J))
Gidiyoruz Mısır Havayollarının bankosuna…
Sıra bize geliyo…
Koltuk numaralarını ayarlamaya çalışıyolar… 2+2 diyoruz… 3+1 olursa bir kalan koridorda olsun falan… Adamın kalan aklını da aldıktan sonra uçuş kartlarımızı alıp bagajlarımızı veriyoruz J))
Pasaport kontrolüydü, free shop turuydu derken vakit geliyooo… E acıktık ama yaa… Neyse artık uçakta… oohh açarız şarapları da…
Ben uçağa giden koridorda son telefon konuşmalarımı yaparaktan ilerliyorum… Haluk ve Feryal’ i yan yana oturtuyoruz; Evşen’ le ben de koridor başlarında olmak üzere yan yana sayılırız… Bizi yanyana oturtmayı başaramayan adam diğer katılacak 2 dalgıçı Evşen’ in yanına denk getirmeyi başarmış J)))
Böylece grubumuzu da tamamlamış oluyoruz…
Havalanmaya hazırız…
Bismillahirrahmanirrahiiiiiimmm….
????
El fatihaaa…
Nooluyo yahuuu…
Mısır havayolları da uçuşa hazırlanıyo… J)))
Önce Arapça anonslar….
Ceket-ül hayat taht-ül makat…
J)))))) İngilizcesini dinlemeye gerek kalmadı zaten… Anladık can yeleklerinin nerde olduğunu… J))))
Uçuşu anlatiiim miii… çok detaya girmiycem ama bir hostesimiz vardı ki sormayın gitsin… Evlere şenlik… Gözler sürmeli… Bakışlar baygın… Çene hat safhada düşük J))) Yemek servisi kırk saat sürdüğü gibi bi de üstelik şarap yokmuuuuuuuşşşş L
Kahire’ ye geldik, inişe geçiyoruz… Piramitleri görebilir miyiz acaba diye camdan bakmaya çalışıyorum ama kentin üstünde kahverengi bir bulut var… bişey göremeden iniyoruz… Kahire havalimanında adım başı pasaportlarımızı kontrol ediyolar; işsizliğe mi teröre mi çare anlamadım J)) Sharm’a gideceğimiz uçağın kapısına geldiğimizde Haluk’ la ben şaraaaappp şaraaappp diye inlemekteyiz… Küçük bir büfe var; onda da bira… İçimizde kaldı ya, ille bişey içicez… Alıyoruz soğuk biraları… Adamlar bize “yallah” diyene kadar koltuklarda oturup içiyoruz J)))
Küçücük fıçıcık içi dolu dalgıççık; uçağımıza binip yaklaşık 45dakika sonra Sharm’ a iniyoruz… bu arada söylemeyi unuttum… Mısırda sayıları bi acayip sayıyolar; alfabede de bi kaç harf eksik J)))) 2. uçakta alışıyoruz olaya….
Sharm havalimanında bizi uçaktan alana getiriyolar… “domestic” salona alıyolar… Bagajlarımız ise “international”de dönüp duruyor kendi başlarına J))) bütün yolcular camlara burnumuzu dayayıp valizlerimizi tespit ediyoruz… Çok şükür eksik yok J
Olayı Mısırlılara anlatabildikten sonra bagajlarımızı alıyoruz…
Elinde EXİT TURİZM levhalı genç bizi karşılıyor…
Haluk’ la her şeyi bırakıp koşa koşa duty freeden 2 şişe şarap kapıyoruz J)))
Bir minibüse arka camdan önce valizlerimiz yerleşiyor; sonra biz yerlerimize oturuyoruz… bişey yapmadık ama tatlı bir yorgunluk var üzerimizde… Yemek yiyelim, kendimizi çarşıya atalım istiyoruz… Benim fenere pil almam lazım, Haluk da bahçıvanını getirmiş, içlik lazım…
Otele varıyoruz… Odalarımıza gidiyoruz ki…
hahahahahaaa…
Cam var ama koridora bakıyo… Atmosfere açılan camı yok mu bu odaların…
Yok J)))
Biz Evşen’ le çok da önemsemiyoruz… Feryal ille değiştirmek istiyor… Onları havalı bi odaya taşıyoruz… Biz yerleşip üstümüz değişip tazeleniyoruz…
Akşam yemeğimiz otelde… Bize hoş geldin partisi olarak animasyon var iyi miJ))) dansöz de nerden bildiyse Feryal’ le beni kaldırıyor… Grubun 2 İzmirlisi olarak çıkıp oynuyoruz tabii itiraz etmeden J
Çarşı işlerimizi de hallettikten sonra erkenden yatıyoruz… Yarın büyük gün… Sabah 8’ de otelden gelip alacaklar bizi… dalış merkezine gidicez…
Sabah kahvaltılarımızı etmiş lobbyde hazırız saat 8de…
Adamlar dakik…
08.00…
Kapıdalar…
Önce çantalarımız, sonra biz yerleşiyoruz… Nama Bay’ in içindeki otellerden dalıcı ve şnorkelci toplaya toplaya dalış merkezimize gidiyoruz…
Wave Dive Center…
Çantalarımız iniyo… Biz iniyoruz… İzzet karşılıyor bizi… Exit turizm? Evet biziz…
Elimize bi form tutuşturuyo… Doldurup, imzalayın…
Sonra brövelerimizi ve dalış defterlerimizi istiyor…
Birer sepet alıyoruz… Numarasını formumuza yazıyoruz… ben bi regülatör kiralıyorum… 10usd günlük…
Bankodaki kadın Evşen’ le Ayşen’ e bişeyler demeye başlıyo… Kadın konuştukça bizimkiler sinirleniyo…
110euro…
O ne yaa??
Evşen’ in son dalışı bir sene öncesinde… Ayşen ise dalış defteri getirmemiş… Kadın da diyo ki bu durumda size bi hatırlatma eğitimi yapmak zorundayız ve bu 110 euro…
J))) şaka gibi…
Yauw 6 dalışa 135euro verirken neden bi dalışa 110 euro versin insanlar??
Kural…
Tartışıyoruz ama nafile… Adamlar TUTANkamon torunu…
Bu arada bizim diğer arkadaşlar Bengisu ve Ayşen…
Doktorlar…
Sualtı Hekimi…
Şaşırdınız mı?
Walla uzmanlıkları sualtı hekimliğiymiş… Nasıl yani demeyin… Deniz bakanımız yok belki ama bildiğin TUS’ la kazanılıp okunan bir “sualtı hekimliği” dalımız varmışşş… Basınç odalarında çalışıyolarmış genelde…
hahahahaa… Dalgıç gelmiyomuş merak etmeyin… Şeker hastaları geliyomuş daha çok…
Neyse dalışa dönelim… Dikkatimizi dağıtacak çok konu var bu gezide J

D E V A M   E D E C E K

1 Mart 2011 Salı

şimdilik yeni birşeyler ekleyebiliyoruz, belki yarın bunu da yapamayabiliriz :(

Neler olduğunu anlamak benim gibi hafif çapta teknoloji özürlü birisi için kolay değil...
Bir haftadır blogumu açamıyorum... Sadece kumanda paneli açılıyor ve kayıt ekleyebiliyorum fakat blogu göremiyorum :(
Başka blogları da denedim... Bazısı hiç açılmıyor, bazısı yarım yamalak açılıyor... Açılanlarda yorum yazamıyorsun...
Neler oluyor anlamıyorum...
Blogspot ve blogger'a erişim engellenmiş diyorlar...
Niye ki...

Benim tamamlayamadığım son yazımdan önce bi yazım daha kalmıştı buraya ekleyeceğim. Ehh artık ben görmesem de siz okursunuz önümüzdeki günlerde buna da engel gelmezse...

27 Şubat 2011 Pazar

30 Ağustos-Çeşme (2009)

Merhabaaa…
Aaa… eveeet… Yeniden yazıyorum…
Farkındayım fotoğraf makinem olalıberi yazıyı ihmal ettim… Aslında ihmal de değil de, gözlemler değişti, azaldı belki… Yazılacak olanı da karelere sıkıştırmayı başaramayınca geri döndüm diyelim J
Laf aramızda bütün suçu fotoğraf işine atmak da haksızlık olur hani… iş yoğunluğunun yanında benim miskinliğimin de payı büyük tabii J
Ctesi – Pazar hava süpermiş…
E dalalım mı?
Dalalım…
Badim İstanbul’ da L amaaa hafta başında aldığım bir habere göre Feryal hafta sonu İzmir’ de ;) hemen organizasyonu kuruyoruz, Mehmetuz’ u da arıyorum tee Salıdan ki yok tekne dolu, grup var falan diyemeden erken rezervasyonla bağlayalım işi J
Pazar sabahın köründe Karaburun’ dan çıkıp yüzlerce virajı dönüp Çeşme’ ye varıyorum, Feryal’ le kahvaltı ve raporlaşmamızı tamamlayıp tekneye öyle gidiyoruz.
Bu arada Karaburun’ dan beri gözüm denizde… Bir kıpırtı yok… Ayna mübarek… Aklımdan hep Monem geçiyor… Özledim Monem’i ben…
İnsan gemiyi özler mi yauw? Üstelik de batmış bir gemi… Denizin altında… Paslı…
Özledim işte…
Neyse… Dağıtmayalım konuyu…
Biz geldiiiikkk…
Erdinç, Doruk, Tolga, Mert ve Mehmet Hocayla hoş geldin beş gittin muhabbetimizi yapıp sarmaşıyoruz…
Aaa… Julien de geldi… Demet de var J derken bu seneki yeni arkadaşımız Ayşe de geldi… O da bu sene dalışı yeniden hatırlayıp üstüne de advence eğitimi almaya başladı J yanında süper yeğen Zeynep var J
başka başkaaa… tanıdıklardan kim vaarr…
Muvaffak vaarr… O da advence eğitimine başlamış bu sene… Geçen seneden tanıyoruz onu da… Hatırlarsınız hani kolunda Kızılderili dövmesi olan…
Cumartesi dalanlar varmış, tanımadıklarımızdan…
Hava durgun, deniz ayna ya… ben Erdinç’ le Mehmet’ e diyorum “önce topuk, sonra Monem yapalım mıııı…”
Aaa… diyolar dünkü rotanın aynısııı… L
Bulduuummm… topuk yerine kumbaraya gidelim o zaman… Ama illa Monem 2. dalış olsun…
Dün dalanlardan bi tanesi Monem’ e gitmem diye tutturmuş, başka bi tanesi de farkı neyse veriiim 3 dalış yapiim diye tutturmuş… E üstüne ben de Monem diye tutturunca işler karıştı… J
İlk dalış Ayrıktaş, ikincisi Yatak Odası olarak açıklandı… Ben deftere bi baktım 2009 Çeşme dalışlarımın tamamının rotası aynı J)))
Neyse ki Monem’ de dalmak isteyen dalgıç sayısı benimle sınırlı kalmadı, öncelikle istemeyenin kim olduğunu öğrenmeye çalıştık hani ikna edelim diye…
Bu arada ekipmanları hazırladık, ilk dalış ayrıktaşta… Biz ilk grubuz… Hani derine giden dalgıçlar önden gidiyodu ya hep… Biz de abla dalgıç olduk artık… Erdinç’ in liderliğinde Ayrıktaş’ ın görmediğimiz başka bir derin köşesine gidicez… Julien fotoğraf makinesını hazırladı, ben almıycam yanıma makinayı… Dalıştan bişey anlamıyorum fotoğraf çekicem diye uğraşırken… Zaten onu da beceremiyorum… Çok çalışmam lazım yani… Hatta bence yeryüzünde bir fotoğraf kursuna gidiiim ben J neyse ben eskisi gibi dalıcam ve yazıcam bu sefer diyorum…
Erdinç kayanın bu tarafı çok güzel diyo, Mehmet akyalara dikkat edin diyo J
Bi de iniyoruz ki aşağı… Manzara süper… Derin mavi her zaman ki gibi büyüleyici… Duvarda Yaratan resim çalışması yapmış renk renk… Ama etrafta kimse yok…
İki sebebi olabilir… İlki sabaha karşı olan deprem… İkincisi de ramazan heralde ne biliiiim J yalnız dönüşte ayrıktan geçerken gördüğümüz orfoz yavruları ve böcek heyecan veriyor yine de…
Bu derin nefes alıp vermekle de alakalı olarak medite vaziyette ağzımız kulaklarımızda çıkıyoruz… Soyunup dökünüp yemek faslına oturuyoruz… Bugün yemekler Erdinç’ ten…
Isınalım diye burundayız… yanımızda Kerem Abi ve yanında iki tane kız arkadaşı var… Açıklamam lazım; Kerem Abi Zeynep’ in favori arkadaşı, kendisini o şekilde tanıdık… J Arkadaşı kızlar da pek sempatik… bi tanesini hele saçında sarı gülüyle ve cingöz bakışlarıyla ben seviyorum, öteki ise pazartesi İstanbul’ da olmak zorunda olduğu için mutsuz… onu da Feryal “ben seni nerden tanıyorum” diye başlayan bir sohbetle keşfediyor… “Çok güzel hareketler bunlar” da oynayan Büşra’ ymış… bana da heyecanla haber veriyor ama ben kuş dili bilmediğim için Yılmaz Erdoğan projelerini izlemiyorum ki… Tanıyamadım o yüzden, özür dilerim… yemek sohbeti esnasında Feryal döktürüyor… üniversite zamanları, odtü sokak tiyatrosu falan derken… yaşlar ortaya çıkıyor, gençler şaşırıyor… Büşra bi sürü malzeme topluyor yeni sezon için… J
Bu arada biz ikinci dalışı Monem’ de yapmakla ilgili umutluyuz… Çalışmalarımız devam ediyor J
Veee… sonunda…2.dalışımız Monem’ de…
30 Ağustos zafer bayramımız kutlu olsun J
Çözüm insanları Mehmet ve Erdinç bizim 2.dalışımızı Monem’ de; dicovery dalışları ve diğer 2.dalışı yatak odasında yapacak şekilde program yapıyorlar…
Herkes mutlu J
Sonunda Monem’ in direğini görüyoruz… kuşanıyoruz… Erdinç’ le birlikte birinci grup olarak atıyoruz kendimizi suya…
Hadi diyor Erdinç doğrudan inelim, Monem’ e uzaktan yaklaşalım… Uslu durursanız geminin içine de gireriz J
Feryal’ le gözgöze, Erdinç’ i de kerteriz alıp başlıyoruz inmeye…
Monem’ e doğru gidiyoruz…
Uzaktan sanki sislerin arkasından görünüyor tüm ihtişamıyla koca Alman…
Akıntıda uçuyorum Monem’ e paralel… o kadar derin ve yavaş nefes alıyorum ki, meditasyon yapıyor gibiyim… çok huzurluyum… paletlerimi öyle yavaş vuruyorum ki sanki okşuyorum Monem’ i…
Görüşmeyeli değişmiş sanki… daha bi sualtıyla bütünleşmiş… daha bi buraya ait olmuş…
Alicia bile büyümüş görmeyeli, koca kız olmuş J
İskorpitler daha bi sahiplenmişler burayı, sayıları artmış… boy boy merdiven basamaklarına bile dizilmişler… gerçi pas içinde onları görmek çok zor… belki daha önce de vardı da benim gözüm yeni açıldı… onu da bilemiyorum ki J
koridorlarında dolaşıyoruz… odalarına giriyoruz… kaptan köşkünden ileriye bakıyoruz… en alt ambarlarına olmasa bile bi alt kattakine şööle bi göz atıyoruz… aslında fonda müzik lazımdı bu dalışa… heran bir lumbozun arkasından ya bi baracuda çıksa, ya bi orfoz süzülse, ya da bi denizci çıksa meselaa… hahahaa…en korkuncu denizci görmek olurdu heralde J)))
öyle böyle derken çıkış zamanı diyor Erdinç…  ne kadar zaman geçti bilmiyorum… havamı kontrol ediyorum… ooo daha 100 bar bile değil… hadi diyor Erdinç tekrar…
Monem’ den kopup kendi teknemize doğru yüzüyoruz… ziyaretimizden memnun papaz balıkları sürü halinde uğurluyor bizi…
yüzeye çıktığımızda rüzgar ve dalgalara şaşıyoruz… bir hışım kendimizi yukarı nasıl attığımızı bilemeden çıkıyoruz… üst baş çıkar derken bir de bakıyorum ki Feryal bi fena… akıntı, çıkış telaşı falan derken baş dönmüş, mide bulanmış… Mehmet hemen müdahale edip, uzanmasını sağlıyor… aman badim yaa korkutma beni… aşağıdan gelen helvanın da kokusuyla yavaştan kendine geliyor J kurularımızı giyinip, helvamızı da alıp, aşağıda taburelerde sohbete devam ediyoruz…
Şu dolphinland helvası da amma meşhur oldu… Meğer Feryal İstanbul’ da dalışlarda anlata anlata KSM’ nin teknesinde en sonunda topkek dağıtılmasına sebep olmuş J))))) ama bizim helvamız başkaaaa… şu işi ilerletelim içine dondurma da koyalım diye fantezi bile yapıyoruz J şamata devam… Yeni dalgıç adaylarına korkularından dolayı beni anlatıyorlar… nasıl giremiyodum suya… elele nasıl dalınır, sonra neden dalgıç iple bağlanır J)) fark ediyorum ki soyum devam ediyor J)))) onlar için bişeyler yapmalıyım J))

Sıra yatak odası dalgıçlarında… biz köşemize çekilip Pazar gazetesiydi, Pazar uykusuydu, Pazar sohbetiydi zamanın nasıl geçtiğini hesaplamıyoruz bile…
Aahhh badim aaahhh… sen de burda olacaktın… telefon ile bağlanıyoruz Aylin’ e…
Ben bi karar verdim bugün…
Ben sadece dalmayı sevmiyorum… bu işin bütününü seviyorum… dalışa ayırdığım tüm günü seviyorum…
Sizi seviyorum…
Sevgiyle k(d)alın…
Elvan